AHİ SANCAĞI

AHİ SANCAĞI

Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu’da kurulan Ahilik, bütün esnaf, sanatkâr ve sanayi zümrelerini içine almaktaydı. Ahilik kurumunun kurucusu, Kırşehir’i merkez ittihaz edinmiş olan Ahi Evran’dı. Bu bakımdan Kırşehir, manevi bakımdan Ahiliğin merkezi idi. Bu durum Osmanlı dönemi için de geçerli idi.

Osmanlı döneminde Ahilik ve Ahilik prensipleriyle sıkı sıkıya bağlı olan her esnaf zümresinin kendisine ait bir sancağı vardı. Kaynaklarda Türkçe sancak teriminin yerine bazen Arapça liva ve râyet terimleri de kullanılır. Bu durum daha önceki dönemlerde var olan uygulamaların bir yansımasıdır. Bu bağlamda terzi, boyacı, sarıkçı gibi her esnaf zümresi, özellikle Osmanlı padişahlarının huzurunda muhtelif vesilelerle yapılan törenlerde, kendi amblemi olan sancağını açarak geçerdi. Bu sancak, ilgili esnaf zümresinin bilinmesi ve tanınması için önemli alametlerden biri idi. Her esnaf zümresine ait bu sancakların dışında, Ahiliğin manevi merkezi Kırşehir’deki sancağın ise Ahi Sancağı adı altında günümüze intikal ettiği anlaşılıyor. Bunun Ahi Sancağı adıyla bilinmesi, diğer esnaf zümrelerine ait sancakların üzerinde kuşatıcı bir rolünün olduğunu gösterir. Bu durum Ahiliğin manevi merkezinin Kırşehir olmasından ileri gelmelidir.

Ahiliğin manevi merkezi Kırşehir’deki Ahi Sancağı’nın II. Abdülhamid dönemine ait olduğu anlaşılıyor. 150 x 170 cm ebadındaki bu sancakta II. Abdülhamid’in tuğrası vardır. Sancağın II. Abdülhamid dönemine ait olması, daha önceki dönemlerde var olan geleneksel sancağın, II. Abdülhamid’in daha çok siyasi ve diplomatik ilişkileri çerçevesinde Osmanlı toplumunun devlete olan aidiyetini ve bağlılığını hatırlatmak ve pekiştirmek çerçevesinde yeniden hazırlatılmış olabileceğini gösteriyor.

Sancakta dikkati çeken en önemli noktalardan biri, mealen yüce ve ulu Cenabı Allah’ın bir ve daima diri olduğu, yerlerin ve göklerin O’nun hakimiyetinde bulunduğu, O’nun izni olmadan hiçbir şeyin olamayacağı, her şeyi koruyup gözettiği ifadelerini veren Ayete’l-Kürsi’nin yer almasıdır.

Sancakta Enfâl suresinin ayetleri de yer alır. Bu ayetlerde, mealen iman edenlerin, savaşmak için kafirlerle karşılaştığında, onlara arkasını dönüp kaçmaması; kaçanların gazaba uğrayacağı ve her türlü galibiyetin Allahın takdirinde olduğu belirtilir. Bu ayetler, özellikle Selçuklu döneminde şehirlerde güvenlik hizmetlerini yürüten ve gerektiğinde savaşlara katılan Ahilerin seyfî kolunu hatıra getirir. Ayrıca bu ayette, Allah yolunda hicret ve cihat etmenin sevabı da belirtilir.

Sancakta yer alan Rad suresi ayetinde ise mealen şunlar verilir: Onlar, sırf Cenabı Allah’ın rızasını kazanmak için sabrederler, namazlarını hakkıyla kılarlar, kendilerine ihsan edilen rızıklarla gerek gizli gerek açık bir tarzda geçinirler, kötülüğe iyilikle mukabelede bulunurlar, dünya diyarının güzel akıbetini kazanırlar, bu güzel akıbet ve adımlarla onlar, babalarından eşlerinden ve nesillerinden iyi olanlarla birlikte o cennetlere girerler. Öyle ki melekler de her kapıdan yanlarına varıp: “Sabretmenize karşılık size selamlar, selametler, dünya diyarının ne güzel akıbetidir” diyecekler.

Mealen verilen bu ayette, Cenabı Allah’ın rızasını kazanmak için sabr eylemenin ne kadar önemli olduğu dikkati çekiyor. Bu bağlamda Ahiliğin temel prensiplerinden birini yansıtan “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir / Akıl ve ahlâk ile çalışıp bizi geçen bizdendir” ifadesi, Ahilerin meali verilen ayeti kendilerine prensip edindiklerini açık olarak gösterir.